İSLAM TARİHİ - DÖRT HALİFE DEVRİ

 

           Peygamber Efendimiz'den sonra Müslümanların din ve dünya işlerini idâre edenlere “Halîfe” denir. İslâm'ın ilk halîfesi Hz.Ebu Bekir'dir. Sonra  Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz. Ali halife olmuşlardır.

           Resûlullah’ın vefatından sonra O’nun arkadaşları, bir halife seçmek lâzım geldiğini düşündüler. Peygamber makamının hiç boş bırakılmaması gerekiyordu. 

 

Peygamber Efendimiz'in üç büyük vazifesi vardı:

 

1. Allâhu Teâla'nın emir ve yasaklarını öğretmek.

2. Dünya işlerini yürütmek.

3. İnsanları terbiye edip, olgunlaştırmak.

 

Dört büyük halife bu üç vâzifeyi birlikte yürüttü. Sonra gelenler yalnız dünya işlerini yaptı. İlim öğretmek vazîfesi, mezhep imamlarına; insanları terbiye edip olgunlaştırmak vâzifesi de tasavvuf büyüklerine bırakıldı.    

 

İLK HALİFE HZ. EBU BEKİR

                 

           Peygamberlerden sonra insanların en büyüğü Hz. Ebu Bekir’dir. O, Resûlullah’ın en yakın dostuydu. Ondan hiç ayrılmazdı. Onların bu beraberliği, Mekke'den Medîne'ye hicrette de devam etti. O'na mağara arkadaşı oldu. Medîne'ye varıncaya kadar Peygamber Efendimiz’in bütün hizmetini O gördü. Medîne’deki mescit yapılırken birlikte çalıştılar. Hiçbir hizmet ve fedâkarlıktan geri kalmadı. Peygamber Efendimiz'in getirdiği ve bildirdiği her şeyi tereddüt etmeden inanıp, tasdik ettiği için kendisine “Sıddîk” denmiştir.

           Hz. Ebu Bekir, Resûlullah’ın bütün harplerinde bulundu. Çok şiddetli muharebelerde, Peygamber Efendimiz’i korudu. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te müşriklere karşı büyük kahramanlıklar gösterdi. Tebük harbinde sancaktarlık vazîfesini yaptı. Peygamber Efendimizin son hastalığında üç gün imamlık görevinde bulunup, on yedi vakit namaz kıldırdı. Üç vaktinde de Sevgili Peygamberimiz, Ebu Bekir'e uyarak, arkasında namaz kılmıştır.

           Hz. Ebu Bekir, Peygamber Efendimiz'in vefât ettiği gün, H.11 (M.632) senesinde Müslümanların söz birliği ile halîfe seçildi.

Halîfeliği sırasında Yemen, Necid ve Yemâme’de çıkan yalancı peygamberleri ortadan kaldırdı, dinden dönenleri, İslâm'ın emirlerinde gevşeklik gösterenleri yola getirdi.

O'nun zamanında, Hâlid bin Velîd’in emrindeki İslam orduları, Bizans ve İran ordularıyla birçok savaşlar yaptı. Her defasında yenerek geniş topraklar aldı. Müslümanlığı yaydı. Bütün bu zaferler halîfenin güzel idâresi sayesinde kazanıldı.

Hz. Ebu Bekir, Kur'ân’ın âyet ve sûrelerini bir araya toplattı ve buna “Mushaf” dendi.

 

Hz.Ebu Bekir, Yermük harbinin yapıldığı sırada hastalandı. Hastalığının son günlerinde bir gece Peygamber Efendimiz'i rüyâsında gördü. Peygamber Efendimiz O'na; " Ebâ Bekir! Seni çok özledik, kavuşma zamanı yaklaştı." buyurdu. O'da; "Ben de sizi özledim Resûlallah!" dedi. Peygamber Efendimiz; "Bu ümmet için âdil, sâdık, yerde ve gökte herkesin rızâsını kazanmış, zamanın en temizi olan Hz.Ömer'i halîfe seç!" buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ömer'in halîfe seçilmesini vasiyet etti. İki sene halîfelik yaptı. Hicretin 13. senesinde 63 yaşında vefat etti (M.634).

 

Hz.Ebu Bekir hakkında Resûlullah Efendimiz'in hadîs-i şeriflerinden bâzıları:

“Ebu Bekir'in îmânı, bütün müminlerin îmanlarından ağır basar.”

“Cehennemden azad edilmiş kimseyi görüp sevinmek isteyen “Ebu Bekir'e baksın.”

“Münafıkların kalbinde şu dört sevgisi toplanmaz: Ebu Bekir, Ömer, Osman, ve Ali.   

 

 

İKİNCİ HALİFE HZ. ÖMER 

 

           Sahabenin en büyüklerinden olan Hz.Ömer, Hz.Ebu Bekir'den sonra İslâm'ın ikinci halîfesidir. Hz.Ebu Bekir tavsiyesi ile Hicrî 13 (M.634) senesinde halîfe seçilerek «Emîr-ül Mü'minîn» ismini aldı. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir.

Hz. Ömer hicretten kırk sene önce Mekke'de doğdu. Dokuzuncu dedesi olan Ka'b'da soyu Peygamberimiz'in soyu ile birleşir.

Hz.Ömer çok âdil, âbid, merhametli alçak gönüllü olup, fakirlikle yaşardı. Kuru arpa ekmeği yer, kalın kumaşlardan elbise giyerdi. Şanı çok büyük, şöhreti pek fazla olmasına rağmen yemesi içmesi değişmemiş, dünyâ malına aldırış etmemiş, kanâat içerisinde çok sâde bir hayat yaşamıştır. Sonu üzüntü, pişmanlık olan iş yapmamıştır. Adâletine bütün dünyâ hayran kalmıştır. Adâleti sevdiği için hatır ve gönüle bakmamış, kendi oğlu günah işleyince onu cezalandırmaktan kaçınmamıştır. Görüşleri doğru olduğu, hakkı bâtıldan ayırdığı için kendisine “Fâruk” denmiştir.

 

Hz.Ömer zamanında çok fetihler oldu. Zamanında 8.000 camide Cum'a namazı kılınıyordu. Onun halîfeliği sırasında Kur'ân-ı Kerim ve Hadîs-i Şeriflerin öğretilmesi için her tarafta mektepler açıldı. Buralarda ders vermek üzere maaşlı hocalar tâyin edildi. İnsanların bilmedikleri meseleler hakkında bilgi elde edebilmeleri için müftüler gönderildi.

Halîfeliği sırasında Bizans ve İran ile yapılan bir çok harpler kazanılmıştır. Bunun netîcesi olarak da İran devleti tamamen ortadan silinmiş, Bizanslılar ise, Mısır ve Kudüs'ten Erzurum'a kadar topraklarının çoğunu Müslümanlara bırakıp, kendi kabuğuna çekilmiştir. Zamânında, 1036 büyük şehir fethedilmiş, devletin sınırları Kuzey Afganistan'dan Türkistan'a, Azerbaycan'dan Yemen'e kadar uzanmıştır.

 

Hz.Ömer, devleti idârî bölgelere ayırdı. Bu bölgeler; Hicaz, Suriye, El-Cezîre, Basra, Kûfe, Mısır, Filistin, İran, Horasan ve Kirman bölgeleriydi. Her bölgenin başına bir vâlî tâyin etti. Bölgeler; vilâyet, kasaba ve nâhiye merkezlerine ayrıldı.

Vâlilerin, memur ve diğer vazîfelilerin seçiminde ve denetiminde, son derece titiz davranırdı. Vâlîlerinden, kadılarından ve diğer memurlarından mal beyânnâmesi istedi. Onlara dolgun maaş verdi.

           Dâvâlara bakması için mahkemeler kurdu. Devlet mallarının konması için ayrı bir yer ve memurlar tâyin etti. İlk defa para bastırdı. Güvenliğin temini için geceleri bekçi koydu. Mısır vâlîsi Amr ibn'il As, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayacak bir kanal açmak üzere izin istediğinde, Hz.Ömer ona gerekli izni verdi.

            Hz.Ömer zamanında, Peygamberimiz'in Mekke'den Medîne'ye hicretini başlangıç alan Hicrî takvim kullanılmaya başlanmıştır.

 

İslam’ın ikinci halifesi Hz Ömer, on sene halîfelik yaptı. Hicretin 23. senesinde 63 yaşında, Ebu Lü'lü adında bir Hıristiyan köle tarafından şehit edildi (M.644).

 

Hz. Ömer hakkında Peygamber Efendimiz'in Hadîsi Şeriflerinden bâzıları:

 

“Ömer iman ettiği gün, Cebrâil geldi ve melekler birbirlerine Ömer'in Müslüman olduğunu müjdelediler.”

“Ömer, cennet ehlinin ışığı ve İslâmın nûrudur.”

“Allâhü Teâla, hakkı Ömer'in diline ve kalbine yerleştirmiştir.”

“Şeytan Ömer İbni Hattâb'ı gördüğü zaman heybetinden yüzüstü yere düşer.”  

         

 

ÜÇÜNCÜ HALİFE HZ. OSMAN

 

           Sahabenin en büyüklerinden ve Peygamber Efendimiz'in dâmâdı, üçüncü halîfesidir. Peygamber Efendimiz'e iki defa dâmâd olmakla şereflendiği için, iki nur sâhibi manâsına gelen «Zinnûreyn» lakabıyla anıldı. Cenetle müjdelenen on kişiden biridir.   

Hz. Osman, yumuşaklık ve hayâsı ile meşhurdur. O derece hayâ sâhibi idi ki melekler dahi O'ndan hayâ ederdi.

 

            Hz. Osman, M.577 senesinde Mekke’de doğdu. Kureyş kabilesinin Ümeyye Oğulları kolundandır. Soyu Abdülmenaf'ta Peygamber Efendimiz'in temiz nesebi ile birleşir.

 

Resûlullah, kızı Rukiyye'yi Hz. Osman'a verdikten bir zaman sonra kızına; "Osman’ı   nasıl buldun?" diye sordu. Kızı, "Hayırlı, iyi gördüm." dedi. Sonra Peygamberimiz, "Ey cânım kızım! Osmân'a çok saygı göster. Çünkü ashâbım arasında, ahlâkı bana en çok benzeyen odur!" buyurdu.

           Hz. Osman, Peygamberimizin vahiy katiplerindendi. Güzel yazar, güzel konuşurdu.  Dâimâ Kur'ân-ı Kerim okur, O'ndan çeşitli meseleler çıkarırdı. Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlemesi çok kuvvetli idi. Namazda bir rekatta bütün Kur'ân-ı Kerîm'i okuyan dört kişiden biri de odur. Çok okuduğu için iki Mushaf elinde eskimiştir.

           

Hz.Osman, Hz.Ömer'in tâyin ettiği bir heyet tarafından Hicrî 23 (M.644) senesinde halîfe seçildi.

           Hz.Osman zamanında, Hz. Ebu Bekir tarafından kağıt üzerine yazdırılan ve Mushaf adı verilen Kur'ân-ı Kerîm'in ilk nüshasından, altı nüsha daha yazdırılarak çoğaltıldı. Bu muhsaflar; Medîne, Mekke, Şam, Bağdat, Yemen ve Bahreyn'e birer tane gönderildi. Bu ilk yedi nüshadan günümüzde, bir tanesi Kâbe'de, biri Kâhire'de, diğer ise Taşkent’tedir.

 

Hz. Osman devrinde; Afrika'nın kuzey kısımları, Kıbrıs adası, Anadolu'nun içleri, Aşağı Türkistan ve daha nice yerler İslam ordularının eline geçti. İslâm'ın sınırları çok genişledi.

 

            Hz. Osman’ın bazı işleri, Hz. Ali, Hz. Zübeyir, Hz. Talha gibi, sahabenin ileri gelenleri tarafından tenkit edilmekteydi. Bu tenkitler Abdullah ibni Sebe gibi münafıkları cesaretlendirdi. Onlar gizli çalışmalarla bazı karışıklıklar çıkartmıştı. Bunu neticesi olarak da – başta Mısır olmak üzere – halk, valilerden şikayetçi olmaya başladı. Gerek münafıklar, gerekse idareden memnun olmayanlar Hz. Ali’yi lider görmeye başladılar. Hareketleri isyan halini alınca da, “Biz bunları Ali için yapıyoruz.” demekten çekinmediler.

            İsyanı tasvip etmeyen Hz Ali, oğullarını, Hz. Osman’ı korumaları için gönderdi. Buna rağmen isyancılar, damı delip, içeri girerek halifeyi şehit ettiler (H 35 / M 656).

 

Üçüncü halife Hz. Osman, on iki sene halîfelik yaptı. Şehit edildiğinde 80 yaşında idi.

 

Peygamberimizin Hz. Osman hakkında buyurdukları:

 

“Her peygamberin cennette bir arkadaşı vardır. Benim arkadaşım da Osman'dır.”

“Osman'dan gök kubbedeki melekler hayâ ederler. “

“Bütün melekler benimle iftihar ederler. Ben de Osman Bin Affan ile öğünürüm.”

“Cehennem’i hak etmiş yetmiş bin kişi Osman'ın şefâatı ile Cennet’e girecektir.”  

 

 

DÖRDÜNCÜ HALİFE HZ. ALİ  

 

Hz. Ali sahabenin büyüklerinden olup Peygamber Efendimiz'in dâmâdı olmakla da şereflenmiştir. Hiç puta tapmadan müslüman olduğu için “Kerremallâhü Vecheh”; kahramanlığı ve çok cesur olması sebebiyle “Esedullah” ünvanlarını almıştır.

Hz. Ali, Hicrî 35 (M.656) senesinde halîfe seçildi. Halîfe seçildikten sonra bâzı Müslümanlar, Hz.Osman'ın katillerinin derhal yakalanıp, cezâlandırılmalarını istemişlerdi. Fitne kazanı kaynamakta olduğundan, Hz. Ali, önce tam bir hâkimiyet kurup sonra katillerin cezalandırılmasını düşünmüştü.

Katillerin hemen cezalandırılması veya sonra cezalandırılması hususunda İslam büyükleri arasında görüş ayrılığı çıktı. Bu ayrılıklarından dolayı karşı karşıya gelen iki ordu arasında, tam anlaşma olmuştu ki, münafıkların başı Yemen'li Yahûdî  Abdullah ibn-i Sebe, geceleyin adamları ile birlikte Hz Aişe’nin ordusuna saldırdı. Gece karanlığında kimse ne olduğunu anlayamadı. Böylelikle savaş üç gün devam etti.

Cemel (deve) Vak'ası olarak bilinen bu savaşı Hz Ali kazandı. 40 bin Müslüman şehit oldu. Hz. Talha ve Hz. Zübeyir de şehitler arasında idi. Hz. Âişe esir alındı. Hz. Ali, O’na hürmette kusur etmedi ve kardeşi Muhammed ile Medîne'ye gönderdi.

           Aynı görüş ayrılığı sebebiyle, bir sene sonra Sıffîn’de, Hz.Ali ve Hz. Muâviye ordusu karşı karşıya geldi. Üç ay süren mücadelede, Hz. Ali'nin askerlerinden 25.000, karşı taraftan 45.000 kişi şehit oldu. Savaşı Hz. Ali kazanmak üzere iken, karşı taraf hileye baş vurdu: Kur’an yapraklarını kılıçlarına takıp, “Kur’an ne diyorsa, ona göre hareket edelim.” demeye getirdiler. Bunun üzerine, iki taraftan birer hakem ta'yin edildi. Ebu Mûsa el Eş'arî Hz. Ali tarafından, Amr ibni Âs ise Hz.Muâviye tarafından hakem seçildiler. Ordular da geri çekildiler. Hakem seçilmesini İslam’a aykırı bulan 10.000 kişi Hz. Ali’nin ordusundan ayrıldı. Bunlara “Hâricî” denildi. Daha sonra Hz. Ali, Muaviye’yi biata davet etti. Fakat o kabul etmedi. Tekrar savaşmak için ordu topladığı bir sırada Hz. Ali, İbni Mülcem isimli bir Haricî tarafından şehit edildi (H 40 / M 661). Halifelik süresi beş senedir. Hz. Ali’in yerine büyük oğlu Hz. Hasan geçti. Ancak, altı ay sonra, yerini Şam vâlisi Hz.Muâviye'ye bırakarak çekildi.

 

           Hz. Ali çok güzel konuşur, konuştuğunu da ikna ederdi. Arap lisanının ilk kaidelerini koyan odur. Bu sebeple Kur'ân’ı herkesten iyi anlardı. O, Peygamberimiz’in ailesinden olduğu için sünnetleri de iyi bilirdi. Bu hususta mürâcaat kapısı idi. Hatta Hz. Ömer buyuruyor ki; "Şayet Hz. Ali olmasaydı Ömer helak olurdu."

 

Hz.Ali'nin fazîleti üstünlüğü hakkında birçok Hadîsi Şerif vardır. Bunlardan bâzıları:

“Ben ilmin şehriyim. O şehrin kapısı Ali'dir.”

“Ali'ye bakmak ibâdettir. Ali'yi inciten beni incitmiş gibidir.”

“Kızım Fâtıma’yı Ali’ye vermeyi Rabbim emreyledi. Allâhü Teâlâ her peygamberin sülâlesini kendinden, benim sülâlemi de Ali'den halk etmiştir.”

“Ehli beytim Nuh’un gemisi gibidir. Onlara tâbi olan selâmet bulur, olmayan helak olur.”  

           Bir incelik: Sahabenin hepsi Resûlullah Efendimiz'in temsilcileridir. Bu sebeple onlara dil uzatılması doğru olmaz. Dört büyük sahabenin dört özelliği:

Hz. Ebu Bekir, sadakatin, Hz. Ömer adâletin, Hz. Osman edep ve hayânın, Hz. Ali  ilim ve şecâatın temsilcileridir. Bunlar Peygamberimiz’in özellikleridir. Sanki dört insan, Peygamberimizin dört ayrı tarafını temsil etmektedir.

Peygamberimiz buyurmaktadır: “Sahabelerim kutup yıldızı gibidirler, onların hangisine uyarsanız bana gelirsiniz.”